Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6.

Tasavvufun doğuşu

“Şüphe yok, sana biat edenler, muhakkak ki, Allah’a biat ederler.” (Fetih Suresi, ayet 10) ayetinde buyrulduğu üzere tecelli-i îlahîyenin, yani Cenâb-ı Hakk’ın tecelli-i îlahîyesinin Efendimize vaki oluşunu beyan eder. Bununla beraber;

“Allah’ın eli, onların ellerinin üstündedir. Artık kim -ahdını- bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da -Allah Teâlâ- büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih Suresi, ayet 10) ayeti ile de vaki olan mukaveleyi beyan eder.

Devri saadetteki büyük biatlar şunlardır:

Resul-i Ekrem Efendimiz, hicretten önce her sene Hac mevsiminde ve Suk-uaz panayırı günlerinde Mekke’nin dışına çıkıp etraftan gelen kabilelerle görüşerek onları İslâm dinine davet ederdi. Peygamberliğin on birinci senesi Hac mevsiminde de, yine böyle Mekke dışına çıkmıştı. Akabe yakınında Medine ahalisinden olan Hazrec kabilesine ait bir topluluğa rast geldi. Hazrecilerle Haşimiler arasında Abdülmuttalib’in annesi Selma Hatun vasıtasıyla akrabalık bulunuyordu. Resul-i Ekrem onlara Kur’an-ı Kerim okuyarak İslâm dinine davet etti. Onlar, ihtiyarlarından ve Medine’deki Yahudilerden bir peygamber geleceğini işitmişlerdi. Resul-i Ekrem onları İslâm dinine davet edince, bahsedilen Peygamber işte budur, diye söyleştiler ve hemen iman edip peygamberin önünde Kelime-i Şahadet getirdiler. Bunlar altı kişiydiler. Hac mevsiminden sonra Medine’ye döndüler ve İslâm dininin yayılmasına çalıştılar. Bu suretle İslâm dini Hazrec ve Evs kabilelerinde yayılmaya başladı. Peygamberliğin on ikinci senesi yine Hac mevsiminde bu defa Evs kabilesiden iki ve Hazrec kabilesinden on kişi Mekke’ye geldiler. Akabe’de Resul-i Ekrem’le görüşüp ona biat ettiler. O günden sonra Allah’a şirk koşmayacaklarına, zina ve hırsızlık yapmayacaklarına,iftiradan sakınacaklarına ve evlatlarını öldürmeyeceklerine söz verdiler. Buna “Birinci Akabe Biatı” denir.

Peygamberliğin on üçüncü senesi Hac mevsiminde ise, Medine’den yetmiş üç erkek ve iki kadın Mekke’ye gelerek yine Akabe’de Resul-i Ekrem ile buluştular ve Hazreti Peygamber’in Medine’ye hicret buyurması hususunu konuştular. Resul-i Ekrem onlara bazı ayet-i kerimeler okuduktan sonra, kendi nefislerini ve evlad-ı ayâllerini nasıl korurlarsa, onu da öyle koruyacaklarına dair söz vermeleri şartıyla onlardan biat istedi. Onlar da söz verip Hazreti Peygamber’in elini tutarak biat ettiler. Buna “İkinci Akabe Biatı” denir.

Resul-i Ekrem hicretin altıncı, peygamberliğin on dokuzuncu yılında Zilkade ayının başlarında bin beş yüz kadar ashabı ile Medine’den çıkıp Mekke’ye gitti. Niyetleri muharebe etmek değil, yalnız umre yapmaktı. Bunun için yanlarına Arap adetlerine göre yolculukta bulundurulan bir kılıçtan başka silah almadılar. Hudeybiye’nin sonunda suyu çekilmiş bir kuyu başında konakladılar. Müslümanların geldiğini haber alan Mekkeliler etraflarındaki kabileleri de toplayarak müslümanları Mekke’ye sokmamaya karar verdiler. Müslümanlarla Mekkeliler arasında elçiler ve heyetler vasıtasıyla çeşitli görüşmeler yapıldı. Mekkeliler müslümanların gerçekten Hac niyetiyle geldiklerine kani olunca, müslümanlarla anlaşma yapmaya karar verdiler ve Hudeybiye Barışı denilen anlaşma yapıldı. Ancak Mekke’ye elçi olarak giden Hz. Osman orada tutuklu bulunuyordu. Mekkeliler onu geri vermek istemediler. Bu yüzden Resul-i Ekrem müslümanlara savaşmak mecburiyetinde olduklarını bildirerek onlardan ölünceye kadar kendisinden ayrılmayacaklarına dair biat istedi. Bütün müslümanlar orada, ölünceye kadar sabretmek, sebat etmek ve asla kaçmamak üzere Peygamber Efendimize biat ettiler. Buna “Biat-ı Rıdvan” denildi. Müslümanların bu biatı Kureyş’e korku ve dehşet verdi. Hemen Hz. Osman’ı serbest bıraktılar ve anlaşmaya uyacaklarını bildirdiler. Anlaşma uyarınca müslümanlar o yıl Hac etmeden geri döndüler. Devri saadetteki büyük biatların dördüncüsü ise şöyle zuhur etti: Mekke’nin fethinden sonra Fahri Âlem Efendimiz Safa üstüne çıkıp oturdu. Önce erkekler birer birer gelip İslâm üzerine biat eylediler. Resul-i Ekrem de Allah’a ve Resulüne itaat etmek üzere onların biatını kabul etti. Daha sonra kadınlar gelerek Fatıma anamız vasıtasıyla, yani Resul-i Ekrem Fatıma anamızın bir elinden tutarak, kadınlar da diğer elinden tutarak biatlarını yaptılar.

Facebooktwitterpinterestmail



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir